Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kayseri 27°C
Az Bulutlu

Ayasofya’nın manevi kazanımını lekelemeyin!

01.06.2021
32
A+
A-

İstanbul’u 29 Mayıs 1453 tarihinde fetheden Fatih Sultan Mehmet idi.

13 Kasım 1918 ve 16 Mart 1920 tarihlerinde iki kere işgal edilmiş İstanbul’u işgalden 6 Ekim 1923 tarihinde kurtaran da Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Tarih budur, hakikat budur…

          Allah her iki komutanımızın, devlet adamımızın mekânını cennet eylesin. Türk milleti her iki lidere de sonsuz bir şekilde minnettardır.

          Bugün İstanbul’da ezan sesi yankılanıyorsa, Türk bayrağı dalgalanıyorsa, hür ve bağımsız yaşıyorsak Mustafa Kemal Atatürk’ün emperyalist oyunu ezmesi ve bozması sayesindedir. Bu aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet’in mirası olan İstanbul’u Türk milletinin elinde bulundurma zaferi ve vefası olmuştur.

Atatürk işte bu zaferin ve vefanın önderidir, komutanıdır.

          Hâl bu iken bu topraklarda hâlâ Atatürk’e edilen hakaretleri duyuyor, sinsi düşmanlıkları izliyoruz. İstanbul’da Türk varlığı sona ermediyse, bugün Ayasofya’yı uzaktan çan sesi çalan bir kilise olarak izlemiyorsak bunu Atatürk’e borçluyuz. Ama Ayasofya’nın ibadete açıldığı günden bu yana bu manada borçlu olduğumuz Atatürk’e din adamı maskesi altında lanetler, beddualar okunmaktadır.

          Gerçekten akıl alacak gibi değildir. Ayasofya ABD’ye, Batı’ya, Yunanistan’a ve içimizdeki uzantılarına rağmen yargı kararıyla ibadete açılıyor, bu durum milletimizde manevi bir bütünleşme atmosferi oluşturması için kullanılması gerekirken, açıldığı günden bu yana birileri bu atmosferi bozmak için Atatürk’e hakaret etmek adına fırsat olarak görüyor. Atatürk İstanbul’u işgalden kurtarmasa Ayasofya’nın önünden dahi geçemeyeceğimiz ortada iken, şimdi içine girip Atatürk’e lanet okunması, ona beddua edilmesi, kâfir ve zalim ilan edilmesi toplumu bölerek milleti Ayasofya’dan soğutmak için sanki bir tuhaf elin vazife üstlendiğini göstermektedir.

Atatürk sevgisini bu topraklarda bitirmek mümkün mü? Değil…

          Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna önderlik eden komutanın ve devlet adamının Atatürk olduğunu değiştirmek mümkün mü? Değil…

İstanbul’u işgalden kurtaran komutanın Atatürk olduğunu değiştirmek mümkün mü? Değil…

          AK Parti atmosferinde görünerek Atatürk’e Ayasofya üzerinden hakaret edince iktidarın ve hükümetin bir siyasi kazancı olabilir mi?

Hiçbir şartta mümkün değil…

          Aksine ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun “Türk hükümetini, bu taahhüdün bir örneği olarak, Ayasofya’nın bir müze olarak kalmaya devam etmesini ve herkes için erişilebilir olmasını sağlamaya çağırıyoruz” şeklindeki emperyalizm soslu çağrıları karşısında milli bir duruş sergileyen hükümet iç bünyede “Atatürk düşmanı” olarak birileri tarafından tartıştırılıyor ve yıpratılıyor.

          Dönemin şartlarında hemen karşısında ibadete açık vaziyette olan Sultanahmet Camisi olan Ayasofya müze yapılmış, değişen şartlar ve atmosfere göre de bugün hem müze olmaya hem de ibadete açık olacak bir Ayasofya düzeni sağlanırken, buradaki manevi kazanımı birileri niçin sürekli gölgelemeye çalışıyor? Bu manevi kazanım kin, nefret tohumu olarak değil, manevi birliği, beraberliği temsil etmesi gerekirken açıldığı günden bu yana tartıştığımız konulara bakın…

          Hem de karşında propaganda çirkefliğinde sınır tanımayan, her olayı aşırı istismar eden, ABD Başkanı Joe Biden’ın gözünün ve ağzının içine medet umarak bakan bir muhalefet varken, niçin iktidar atmosferine sığınıp bunlara malzeme üreten tipler sürekli canlı bomba gibi kendini patlatmaktadır? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Ayasofya Camisi’nde manevi anlamı çok yüksek Örgün Eğitimle Birlikte Hafızlık Projesi programı gerçekleştiriliyor. Ama tartışılan o günden beri nedir? Üsküdar Yıldırım Beyazıt Camii eski İmam Hatibi Mustafa Demirkan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’e isim vermeden lanet okuduğuna, Atatürk’ü zalim ilan ettiğine dair görüntüler…

          Atatürk bu sözde imam tarafından “zalim ve kâfir” ilan ediliyor. Atatürk bu sıfatların muhatabı olacak insan mıdır?

          Atatürk’ün Haçlı ordularının elinden kurtardığı İstanbul’daki Ayasofya’da, yine Atatürk’ün bizzat kendisinin kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığından maaş alarak Atatürk’ü “zalim ve kâfir” ilan edeceksin. Vallahi normal değilsiniz, billahi tuhaf insanlarsınız. Diyanet İşleri Başkanlığının resmi sayfasında bile “Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının görevi, kuruluş kanunu olan 429 sayılı Kanun’da “İslam dininin itikat ve ibadet alanıyla ilgili işleri yürütmek ve dini kurumları idare etmek” şeklinde ifade edilmiştir.” bilgisi yer alırken hiç mi utanmıyor, hiç mi durduğunuz yeri düşünemiyorsunuz? Mustafa Demirkan isimli sözde hoca, Mustafa Kemal Atatürk’e “zalim ve kâfir” imasında bulununca neyin zaferini kazandı? Hükümete karşı düşman unsurlarını Atatürk maskesi taktırarak harekete geçirdi. Atatürk sevgisi olan her kesimin tepkisini şaha kaldırdı. Ayasofya’nın manevi kazanımına karşı kin ve nefret tohumu ekti.

          Özeti bu oldu desek sanırım yanılmış olmayız. Bu sözde hocanın Atatürk’e yönelik hakaretlerine karşı samimi tepki gösteren kim olursa olsun kesinlikle haklıdır.

          Ama bir de bu gibi hakaretler karşısında Atatürk maskesi takarak tepki gösterenler var. Onlar inanın Atatürk düşmanlığı yapanlardan daha rezil bir hâldedir.

          Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini değiştirmek için “Anayasa’nın 2. ve 3. maddelerini değiştirelim” diyenler, “Anayasa’dan Türklük kavramı çıkarılsın” diyenler, Atatürk heykellerini yakan, yıkan, Türkiye’yi bölmek için asker ve polislerimizi şehit eden PKK’nın siyasi uzantılarıyla ittifak ve iş birliği yapanlar, PKK’lı teröristlere sevgi gösterisi yapanlar, terör örgütlerine sahip çıkanlar, Atatürk’e hakaret edenleri partilerinde en yüksek göreve getirenler, Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüne alerji duyanlar, Atatürk’ün hain diyerek astırdığı kişilere sahip çıkanlar, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganından rahatsız olanlar ne hikmetse Atatürkçü gibi Ayasofya’daki rezilliğe imza atan imama ve onun üzerinden hükümete hücuma geçtiler.

          Mesela bunları yapan CHP ve yanında hizalanan diğer partiler iken bugün “Atatürk sevdalısı gibi” hepsi Ayasofya’daki imama ve hükümete karşı çıldırmış gibi saldırıyorlar. Atatürk’e “zalim ve kâfir” dendiği için “Ayrıca kimlerin damarlarında kâfir ve zalim kanı akar, vatansever Sütçü İmam’dan beri çok iyi biliriz.” içerikli twit atan Kemal Kılıçdaroğlu Atatürk’e “Kefere Kemal” yani “Müslüman bile sayılmayan kâfir (!)” diyeni CHP’de Genel Başkan           Yardımcısı, milletvekili yapan kişi değil mi?

          CHP-İP-HDP tetikçisi olmadan önce Yılmaz Özdil bile “Atatürkçü ve yurtsever kimliğiyle tanınan Chp’lileri partiden kovarken… “Kefere Kemal” diyenleri partiye alan Kemal Kılıçdaroğlu” diye tepki göstermedi mi? Eee o zaman Ayasofya’da Atatürk’e “zalim ve kâfir” diyen imamın da Kemal Kılıçdaroğlu tarafından CHP’de Genel Başkan Yardımcısı ve milletvekili yapılma şansı var değil mi?

          Emperyalizm odaklarına sürekli iş birliği sinyali gönderen, HD(P)KK ile ortaklık yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Meral Akşener’in bu ülkede Atatürk ismini en son ağzına alacak kişiler olmasını da kimse unutmamalıdır. Dikkat edin Ayasofya’daki imama en çok tepki gösteren bu ikili ve avanesidir.

          Yurt içi ve sınır ötesindeki terörle mücadele operasyonlarında, Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtulmasında, Akdeniz politikasında, Kıbrıs Türklüğünü koruma konusunda, Türk dünyası ilişkilerini güçlendirmede, milli savunmada ve üretimde, Ayasofya konusunda bağımsızlığımızı koruma noktasında Atatürk’ün ruhunu şâd edecek şekilde emperyalizme karşı duruşu ve mücadelesi olan hükümetin bünyesinde görünerek kendine bu tür zarar veren tiplere karşı dikkatli olması gerekmektedir. Dikkat edin dışarıdan yapılan saldırılardan çok, içeriden görünen kişilerin yanlış eylem ve söylemleri daha çok zarar vermeye başlamıştır.

          Hele ki, Mustafa Kemal Atatürk bu ülkede her kesimden insanın sevgi, saygı konusunda kırmızı çizgisi iken iktidar atmosferi içine sızmış birilerinin Atatürk’e sözlü saldırıları kime hizmet ediyor bu iyice düşünülmelidir.

          AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in bu tartışmalara yönelik “İstanbul’umuzu ve ülkemizi tehdit eden düşmana karşı ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen İstiklal Savaşı’mızın başkomutanı, devletimizin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk milletimizin ortak ve yüksek değeridir.

          Atatürk ve silah arkadaşlarının düşmana karşı verdiği soylu mücadeleyle ülkemiz ve milletimiz ile ezanımız, camilerimiz ve mescitlerimiz de düşman tehdidinden kurtulmuştur. Rahmet ve şükranla anıyoruz.” açıklamasını yapması da, aslında bu durumun hangi noktada olduğunu anladıklarını bir nevi göstermiştir.

Ölçü bu olmazsa Türkiye kaybeder.

Atatürk’e düşmanlık yaparak kimse bu ülkede hedefine ulaşamaz.

          Atatürk’e düşmanlık Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlıktır. Bunun farkında olan milyonlarca Türk vatandaşı vardır. O yüzden Atatürk’e sevgi, saygı ve bağlılık bu topraklarda günden güne daha çok artmaktadır.

          Türk milletinin Atatürk düşmanlarına ve Atatürk maskesi kullanarak “seviyor gibi görünenlere” karşı artık keskin tavrı ve mücadelesi olmalıdır.Son söz; camilerde Mustafa Kemal Atatürk’e bir rahmet okumayı çok gören ve sinsi düşmanlıklarını sürekli yansıtan “sözde hocalar” artık nefret figürü oldunuz.

Artık yeter. Milletin sabrını zorlamayın…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.