Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kayseri 25°C
Parçalı Bulutlu

KAYSERİ’DE 850 YILLIK DEĞİŞMEYEN BİR GELENEK !?

12.10.2020
235
A+
A-

Kayseri…
Bir Selçuklu şehri…
Ama daha öncesinde…
Kayseri’yi Kayseri yapan Dânişmendliler’dir.
Dânişmendlilere ismini veren,
Selçuk Bey’in yanında bir bilge kişi olan ve öğretmenlik görevi yapan Dânişmend Ali Taylu’dur.
Kendisinin bilge biri oluşundan ve daima ona danışıldığından lakabı “dânişmend” yani danışılan kişidir…
Malatya ve Tokat merkezli Dânişmendli Beyliği’ni kuran ise,
Alp Arsalan’ın komutanlarından olan Dânişmendoğlu Gültekin Ahmed Gâzi’dir.
Türkiye Selçukluları ile Dânişmendliler, Haçlılara karşı çoğu defa birlikte hareket etmişlerdir.
Dânişmend Gâzi’nin ölümü ile yerine geçen,Kayseri Pınarbaşı’da türbesi bulunan ve şehrin merkez ilçelerinden birine de adını veren oğlu, Melik(Emir) Gâzi’dir.
Melik Emir Gâzi döneminde de Türkiye Selçukluları ile iyi ilişkiler devam etmiş dahası kızını dönemin Türkiye Selçuklu Devleti sultanı, Mesud ile evlendirmiştir.
Melik Gâzi ölünce yerine oğlu,
Melik Mehmed Gâzi geçer.
Melik Mehmed Gâzi ile beyliğin başkenti Kayseri’ye taşınır.
Dahası şehrin sokaklarını, yollarını
su yollarını, virâne tüm yapılarını onartır. Şehri adeta yeniden imar eder.
Dönemin Süryâni tarihçisi,
Patrik Mihail eserinde tüm bu yapılanları detaylıca anlatır.
Melik Mehmed Gâzi,
oldukça bilgili, dindar, ilme önem veren,ilim erbabını sürekli koruyan ve kollayan bir hükümdardır.
Beşeri ilimlere, özellikle de astronomi,fizik,kimya ve matematik konularında çalışma yapanlara daima sahip çıkmıştır.
Sadece müslüman halkla değil tüm diğer gayrimüslim halk ile de iyi ilişkiler kurmuş, sabahlara kadar onlarla sohbetler etmiştir.
Melik Mehmed Gâzi,
Kayseri şehir merkezine bir de muhteşem cami inşa ettirir;
Cami Kebir.
Bir başka deyişle Ulu Cami.
Günümüze sadece cami kısmı yetişse de aslında bir külliye şeklinde yaptırmıştı.
O dönem…
Cami yapılırken halk fakir, oldukça da zor durumdadır.
Bu nedenle de Melik Mehmed Gâzi, cami yapımı sırasından halktan kesinlikle hiçbir maddi yardım alınmayacak şeklinde bir emirnâme yayınlar.
Caminin yapımına başlanır…
Yapım sırasında çevrede yıkılmış kiliselerden getirilen devşirme taşlar ve sütunlar da kullanılır.
Cami yapımı sırasında…
Yaşlı bir kadın yardım amaçlı cami inşaatında kullanılmak üzere,
“yedi tuğla” getirir.
Ancak…
Ustabaşı yaşlı kadına,
Melik Mehmed Gâzi’nin emirnâmesini hatırlatarak,
biraz da sert bir ses tonu ile
bu tuğlaları kabul edemeyeceğini söyler.
Yaşlı kadın oldukça üzgün ve çaresiz bir şekilde tuğlalarla birlikte oradan ayrılmak zorunda kalır.
Melik Mehmed Gâzi,
sabahları mutad cami inşaatı ziyareti sırasında ustabaşı ile sohbet ederken…
Gece çok kötü rüyalar gördüğünden bahsedince, ustabaşı hemen bunu tuğla getiren yaşlı kadına yorar ve
tüm olan biteni hükümdara anlatır.
Zaten çok hassas bir kişiliğe sahip olan Melik Mehmed Gâzi bu duruma çok üzülür. Derhal o yaşlı kadının bulunmasını emreder.
Şehre dağılan görevliler uzun aramalardan sonra yaşlı kadını, evinin sofasındaki yedi tuğla ile birlikte bulurlar.
Kadını hemen cami inşatına getirirler.
Burada Melik Mehmed Gâzi yaşlı kadının elini öperek;
“-Anne, bizim kararımız seni üzmek için değil.Biz halk fakir olduğu için, onların zorda kalmalarını önlemek için bağış kabul etmedik.
Senin getirdiğin tuğlaları caminin en güzel yerine koyacağız”der ve bu yedi tuğla uygun bir yere özenle yerleştirilir.
Çoğu kişi bu hikâyeyi bilir en azından duymuştur…
Ancak…
Bir çoğumuz ne yazık ki bu
“yedi tuğla”nın caminin neresinde olduğunu bilmez !
Bu yedi tuğla;
Caminin ana avlu kapısından yani doğu kapısından girince,
sol taraftaki üçüncü sütunun bulunduğu duvarın en üst tarafına özenle yerleştirilmiş ve
o günden beri de durmaktadır !
Günümüzden yaklaşık 850 yıl önce yaşanan bu olay ile başlayan, günümüzde de devam eden bu gelenek ile;
Kayseri Cami Kebir’inde asla yardım toplanmaz !
Kapı önünde yardım çığlıkları asla atılmaz !
(Caminin tüm ihtiyaçları, bölge esnaflarından oluşan dernek aracılığı ile karşılanır.)
Fakat…
Yaptırdığı camisinde yıllarca imamlık yapmış…
Yetiştirdiği öğrencileri, kendisinden sonra yıllarca Cami Kebir’de imamlık görevini sürdürmüş…
Türklük töresi gereği daima alplik ve gâzilik bilincinde hareket etmiş…
Vefatı (1143) ile müslim ve gayrimüslim tüm Kayseri halkını yasa boğmuş…
(Süryâni Mihail eserinde aynen bu şekilde tarif eder.)
Kayseri’yi hem başkent yaparak, hem de yeniden imar ederek…
Şehrin GERÇEK MADDİ ve MANEVİ MİMARI olan,Melik Mehmed Gazi’nin…
Caminin kıblesindeki türbesi, hem bakımsız hem de sürekli kilitli bir halde bekler iken…
Seyyid Burhaneddin Türbesi ile kıyaslayınca… İster istemez bu haksızlığa insan üzülüyor ve içi buruluyor.
Kalın sağlıcakla.


Mustafa Cingil


Kaynakça;

•DÂNİŞMENDLİLER
(Prof.Dr.Muharrem Kesik)
•DÂNİŞMEND OĞULLARI
DEVLETİ’NİN BİLİMSEL VE
KÜLTÜREL MİRASI
(Prof.Dr.Mikâil Bayram)
•SÜRYÂNİ PATRİK MİHAİL
VAKÂİNAMESİ

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.