SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE TRAJİ-KOMİK OLAYLAR

WhatsApp Image 2020-12-21 at 13.28.53
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

*İLK UÇAN TÜRK
*HİLE-İ ŞER’İYYE
*SA’DEDDİN KÖPEK

İLK UÇAN TÜRK

İznik merkezli olarak 1075’de, Kutalmışoğlu Süleyman tarafından kurulan “Türkiye Selçuklu Devleti” döneminde…
Bir diğer çok önemli beylik de “Dânişmendliler Beyliği” idi…

Malatya,Tokat,Sivas ve Kayseri merkezli olarak kurulan Dânişmendli Beyliği ile Türkiye Selçukluları arasındaki dostluk sıhriyet bağları* ile de oldukça güçlü durumda idi.

(*Beyliğin kurucusu Dânişmend Gültekin Ahmed Gâzi, Kutalmışoğlu Süleyman’ın dayısıdır.

*Kayseri Pınarbaşı’da türbesi bulunan Emir Melik Gâzi, Selçuklu Sultanı Mesud’un kayınpederi…

*Kayseri Camii Kebir’i yaptıran Melik Mehmed Gazi de Sultan Mesud’un kayınbirâderidir.)

Dönemin bu iki büyük gücü, Haçlılara karşı birlikte mücadelelerine ve derin dostluklarına rağmen, Sultan II.Kılıçarslan döneminde araları bozulmaya başlar.

Buna sebep karşılıklı hâkimiyet çatışmaları ve Bizans İmparatorluğu’nun kışkırtmalarıdır…

Bizans İmparatoru Manuel,
birbirinden habersiz gizlice herikisi ile de görüşüyor ve birbirlerini sürekli kışkırtıyordu.

Bu arada…
Daha çok çekindiği Selçuklular’a karşı Dânişmendliler’i fazlaca destekleyip, el altından para ve silah yardımı yapıyordu.

Üstelik…
Manuel, II.Kılıçarslan’a karşı bir de ittifak oluşturmuş idi.

Bu duruma karşı (biraz da çaresizlikten) II.Kılıçarslan Manuel’e mektup göndererek, kendisi ile İstanbul’da görüşme isteğini bildirir.

(Bu mektuplaşmalarda Sultan II.Kılıçarslan, İmparator Manuel’e “baba”, Manuel de Kılıçarslan’a “oğlum” diye hitap ederdi.)

Manuel Kılıçarslan’ın bu görüşme talebini hemen kabul eder.

1162 yılında II.Kılıçarslan, yanında 1000 kişi ile birlikte İstanbul’a doğru yola koyulur.

İmparator Manuel de Sultan için İstanbul’da hiçbir masraftan kaçınmadığı bir karşılama töreni hazırlamaktadır.

Aslında kilise müslüman bir sultanın İstanbul’a ayak basmasından oldukça rahatsızdır.

II.Kılıçarslan tam şehre girdiği anda büyük bir deprem olur !

Hazırlanan ve Ayasofya’ya kadar uzanan tören yürüyüşü, bir anda darmadağın olur.
Herkes canı derdine düşer.

Bu durumu fırsat bilen Lukas adında bir din adamı, depremin kendi inançlarına göre “kâfir” olan II.Kılıçarslan’ın gelişi yüzünden olduğunu…
Tanrı’nın bu yüzden kendilerini cezalandırdığını kışkırtıcı bir şekilde etrafta dillendirse de imparator pek kaale almaz.

Ertesi gün…

Sultan adına muhteşem şenlikler düzenlenir.Davetler, eğlenceler, şarkılar, tiyatrolar,sihirbazlar… daha nice muhteşem gösteriler sunulur.

Bu sırada…
Türklerin içinden biri de onlara karşı (biraz da altta kalmamak için) farklı bir gösteri sunmak üzere surlara çıkarak;“ uçacağını ” haykırır !

Bir anda gözler şaşkınlıkla surlara çevrilir.

Dönemin tarihçisi Niketas’ın kaydına göre;
Çok uzun ve bol, içine takılan çemberlerle şişirilmiş beyaz bir elbise giyen bu kişi surların tepesinde, uçmak için uygun rüzgârı beklemeye koyulur.

Ancak…
Beklediği uygun rüzgâr bir türlü esmez…
Bekledikçe bekler ama istediği rüzgâr bir türlü gelmez.

Aşağıda ise halkın daha fazla beklemeye sabrı kalmamıştır.
“ Haydi uç uç uç” diye hep beraber bağrışmaktadırlar.

Çaresiz bir şekikde…
Daha fazla bekleme imkanı kalmayan o Türk’ün, kuşun kanatlarını çırpması gibi kollarını sallayarak kendini boşluğa bırakması ile yere çakılması bir olur !!!
Hemen oracıkta da ölür !😳

O Türk…
Belli ki daha önce bunu defalarca denemiş,başarmış ve uçmuş idi.

Fakat o gün…
Orada çaresizce…
Uygun rüzgârı bulamadan atladığı için başarısız olmuştu.

Eğer…
Uçsa idi şimdi biz onu;
“O Türk“ şeklinde değil de…

IV.Murad döneminde (1623-1640), Galata Kulesi’nden uçan Hezârfen Ahmed Çelebi’nin yerine…İlk uçan Türk olarak ve ismiyle anacaktık…

HİLE-İ ŞER’İYYE

Yine aynı dönem…
II.Kılıçarslan kendisine karşı kurulan ittifaka karşı, doğu tarafını emniyet altına almak için…
Erzurum Saltuklu Beyliği ile dostluk kurar ve hükümdâr İzzeddin Saltuk’un kızı ile de nikâhlanır.(1164)

II.Kılıçarslan’ın yeni eşi,
babası İzzeddin Saltuk tarafından zengin çeyizler ve büyük bir gelin alayı eşliğinde Erzurum’dan Konya’ya gönderilir.

Bu durumu öğrenen Dânişmendli Yağıbasan(Kayseri Camii Kebir’i yaptıran Melik Mehmed Gâzi’nin kardeşi) gelin alayının yolu üzerine bir pusu kurar.

Kafile pusu kurulan yere geldiğinde anda saldırıya geçerler…

Tüm çeyize el koyarlar.
Gelin alayındakilerin tamamı esir alınır.

Dahası…
Yağıbasan gelini de…
Yeğeni ve o dönemin Kayseri Meliki olan Zünnûn ile evlendirmek için Kayseri’ye gönderir.

Fakat…
Gelinin II.Kılıçarslan ile nikâhlı olmasından dolayı, İslâm dinine göre Zünnûn ile evlenmesi caiz değildir.
Bu evlilik dinen mümkün değildir.

Bunun üzerine dönemin din adamları…
Gelin hanımı önce zorla dinden çıkarırlar (!)…
Sonra da yeniden İslâmiyet’e döndürürler.🤫😉

İşte bu “hile-i şer’iyye” sonucu gelin hanım Kayseri Meliki Zünnûn ile evlenir !!!☺️

SA’DEDDİN KÖPEK

Sultan Alâeddin Keykubâd…
Eşi Hunat Hatun ve oğlu II.Gıyâseddin Keyhüsrev’in de (belki de) bilmeden içinde oldukları bir çirkin oyun ile…

Başlarında Sa’deddin Köpek’in olduğu bir takım devlet adamlarınca…
Kayseri’de…
Keykubâdiye Sarayı’nda zehirlenerek öldürülür.(1237)

Böylece Sa’deddin Köpek kendince saltanat hayali için ilk engeli halletmiştir.

Daha sonra…
Bu uğurda kendisine engel olabilecek diğer tüm devlet adamlarını da bazen sindirerek, bazen da öldürterek ortadan kaldırır.

Bu şekilde önünde kendi saltanatı için engellerin çoğu kalkmıştır.

Biri hariç.
Başa geçebilmesi için hükümdâr soyundan gelmiş olması gerekmektedir.

Bunun için de şöyle bir hikâye uydurur;

Güya…

Annesi Şehnâz Hanım, babası ile evlendiğinde, I.Gıyâseddin Keyhüsrev’den (Alâeddin Keykubad’ın babası) iki aylık hamiledir !

Bu hikâyeyi halk arasında bilinçli olarak iyice yaymaya başlar.

Ancak…
Bu dedikoduyu duyan II.Gıyâseddin Keyhüsrev, öldürülme sırasının artık kendisine geldiğini anlamıştır…

Fakat…
Ondan daha önce davranmak için harekete geçer.

Hunat Hatun’un kardeşi olan Hristiyan dayısı,Sivas subaşısı Hüsâmeddin Karaca ile hemen temasa geçererek gizlice bir plan hazırlarlar.

Bu arada…
Sa’deddin Köpek ölüm listesine bir yenisini daha eklemiştir;
Konya Kubâdâbâd Saray Müşrifi Kemâl’i suçsuz yere öldürtmüş ve cesedini de saray burcuna astırmıştır.

II.Gıyâseddin Keyhüsrev ve Hüsâmeddin Karaca’nın planları gereği sarayda verilecek bir davette Sa’deddin Köpek öldürülecektir.

Öyle de olur…

Sa’deddin Köpek davet sırasında dışarı çıktığı bir anda oradaki ekip tarafından biraz boğuşmanın ardından öldürülür.(1239)

Daha bir gün önce kendisi tarafından suçsuz yere öldürülüp burça asılan saray Müşrifi Kemâl’in cesedi indirilerek, mimarlığını da kendisinin bizzat yaptığı Kubâdâbad Sarayı’nın burcuna Sa’deddin Köpek’in cesedi asılır.

Ancak…
Sa’deddin Köpek’in cesedini görmek için gelen halk burcun altını tıklım tıklım doldurmuştur.

Tam da bu sıra…
Sa’deddin Köpek’in cesedinin asılı olduğu ip bir anda kopar ve
Köpek’in cesedi altta bulunan birinin üzerine düşerek ölümüne sebep olur !!! 😳

Bu durumu gören Sultan ise, Sa’deddin Köpek için;

“-Mel’ûn ölümünden sonra bile insan öldürmeye haristir “
(aşırı isteklidir) der ! 🤫🙂


Kaynakça;

•TÜRKİYE TARİHİ
SELÇUKLULAR DEVRİ
(Prof.Dr.Mükrimin Halil Yinanç)

•SELÇUKLULAR ZAMANINDA
TÜRKİYE
(Prof.Dr.Osman Turan)

•TÜRKİYE SELÇUKLULARI
(Prof.Dr.Muharrem Kesik)

•SELÇUKLULAR VE BİZANS
(Prof.Dr.Yusuf Ayönü) Daha Azını Gör

Bu Yazıya Tepki Ver

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Haber Sitesi - Kayseri Haberleri - Gündem Haberleri - Turk Ulus Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!