Site Rengi

Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kayseri 12°C
Az Bulutlu

Ülkücü Şehit Fırat Yılmaz Çakıroğlu Anısına

18.02.2020
2.182
A+
A-

Sızı Filmi, Fırat Yılmaz Çakıroğlu Katillerine ve Günümüzde Üniversite Yapılanmaları, Yönetimleri Üzerine

20 Şubat, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin son yıllarda aldığı en büyük darbedir. Çözüm sürecinin en kötü sonuçlarından sadece birisidir. Yardım eli uzatılmamış, mahrum bırakılmış, gözden çıkarılmış bir vatan evladıdır Fırat Yılmaz Çakıroğlu, diğer şehitlerimiz gibi. Üniversitede ki azgın ve sapkın güruhun bozuk niyeti bilinmesine rağmen önlem alınmamış ve diyetin en ağırı Fırat’ımıza ödetilmiştir.

Yazının içeriğine inmeden önce, daha önceden birkaç deneme yapılsa da uzman eli ve gözüyle alanında ilk olan ve manen mensubu bulunduğum Erciyes Üniversite Teşkilatında ki kıymetli kardeşlerime Fırat’ı filmleştirdikleri, ahde vefayı unutmadıkları için ayrıca teşekkür ederim. İsmini hem yüreğimizde ki “SIZI”dan hem de FıratSIZIz anlamından alan SIZI filmi 20 Şubat 2020’de youtube ve sosyal medya hesaplarından izleyebilirsiniz. Uzun zamandır verdikleri uğraşa ve emeğe ben şahidim. Filme gelince kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Gözyaşlarınıza hakim olamayacağınıza eminim. Yayınlanmadan önce bana da izleme şerefi verdikleri için ayrıca teşekkürü borç bilirim.

Fırat reis şehit olduğunda üniversite teşkilatındaydım. Daha dün gibi ama 5 yıl olmuş. O manevi iklimi, burukluğu ve elemi yaşamayan insanlar bizim duygularımızı anlamamakla beraber alaya alabilirler. Siz hiç dünya gözüyle görmeyip, tanımadığınız bir insan için gözyaşı döktünüz mü? Biz döktük! Ve ant içtik. Nice Fırat’lar yetiştirmeye.

Yanlış politikanın acizliğini bir kere daha gördük. Kolluk kuvvetlerinin nasıl aciz bırakıldığını tekrar gördük. Bir insan defalarca, okuluna, sınavına giremediği için karakola, dekana, rektöre, milletvekillerine durumu anlatıp aldığı tehdit mesajlarını, telefonlarını gösterir ve 21. YY’da çaresiz kalır mı? Ülkücüysen kalırsın kardeşim. Ama yılmayız, kolluk kuvvetlerinin yerine getiremediği asli görevi vatani görev kabul eder tekrar mücadele ederiz. Gerekirse bu uğurda bir daha ölürüz.

Şayet devlet üzerinde etkimiz varsa bu olayın müsebbibi olan, göz yuman, Fırat Reise sırt çeviren, söylediklerini kulak ardı eden tüm yetkililerin hesap vermesi lazım. Lakin bu insanlar hesap vermek yerine ödül alıyorlar.

Size Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun şehit olduğuna neden imanım tam olduğunu açıklayayım mı? Son iki duruşmasına katılmak nasip olmuştu. İzmir’de staj yapıyordum o yaz. Son mahkeme de sabah 8’de adliyede buluştu o kadar insan. Akşam 7 gibi açıklandı karar. 10 yaşından 80 yaşına kadar inanmış insan vardı. Çoğunluğu şehir dışından kendi imkanlarıyla gelmişti. İşte gönül sevdası böyle bir şey. İnanırsan ne para ne yol gözüne gözükmez. Kimse adliyenin önünden ayrılamıyordu karar açıklanırsa diye. Ama sonunda açıklandı. Dönemim Ülkü Ocakları Genel Başkanı “Ağırlaştırılmış Mübbet” dediğinde gök yüzünden rahmet yağdı. Aynı Halil Esendağ ile Selçuk Duracık’ın idamında ki gibi. İzmir’de 2. ayımın ortasıydı. Yazında ortası dolayısıyla. İzmir’de o mevsimde yağmur yağdığı görülmemiştir. İşin daha da enteresan kısmı sadece bizim bulunduğumuz kısma yağması. Staj arkadaşlarıma, oradaki abilere, ablama, enişteme sordum başka hiçbir yerde yağmur yağmadığını öğrendim.

Gel gelelim o zamanın rektörlük ve yönetiminin bize karşı olan tutumuna. Ocak başkanıyla görüşmeyi kabul ettiremezdik rektörlere, dekanlara veyahut herhangi bir yönetime. Biz yemin ettik diye rahatsız olurlardı. Sağa sola şikayet ederlerdi. Konsey adaylarımızı saf dışı bırakmaya çalışırlardı. Bizi görünce suratları ekşirdi bu adamların. Birkaç yılda ne değişti de teşkilat başkanları makamlarda ağırlanır oldu. Ülkü evlerine gelen dekan rektörler türer oldu. Eskiden rektör veya dekan değiştiği zaman ilk işleri teşkilat masalarını kaldırtmak olurdu. Şimdiyse teşkilat masasına çay içmeye gelen rektör var. Yıllardır yüzümüze bakmayanlar şimdi baş köşeye oturtuyorlar. Size samimi geliyor mu? Vallahi bana samimi gelmiyor. Bundan son derece memnun arkadaşları görünce daha çok üzülüyorum. Yine bunun bedelini bu hareketin gariban, çilekeş evlatları ödeyecek gibime geliyor.

Bizim hareketin çocuklarını insanlar pek sevmezler, işleri düşmedikçe. Ama unutmayınız ki  ülkücülerin hakim olmadığı üniversitelerde her zaman illegal örgütler hakimdir ve size ne ders dinletirler ne ağız tadıyla yemek yedirirler. Bunu yazarken de ilk köşe yazımda yazdığım “inandığım her şeyi yazamam ama inanmadığım hiçbir şeyi yazmayacağım.” sözümü hatırlatmak istiyorum. Allah sonumuzu hayır etsin.

YORUMLAR

  1. Çağrı dedi ki:

    Çok gusel yazi olmus eline yuregine saglik reis

  2. Çağrı dedi ki:

    Cok guzel yazi olmus eline yuregine saglik reis